REKLAM ALANI 1

Kader Deyip Geçme: Kaderi İşleyen Gönüller Vardır

Maalesef ülkemizde ve dünyada ağır derecede özel ihtiyaçlı bireyler ile aileleri; mahkûmiyet, mahrumiyet engeli ile karşı karşıyadır. Bu sebeple dışarıdan içe dönük, karamsar ve naçar bir hâlde yaşamaktadırlar. Şüphesiz bu meselenin özünde yalnızlık ve toplumsal anlayışsızlık yatmaktadır.

 

Çağımızda hayata zahmetsiz katılımın önünde duran birtakım engeller, akıl ile anlaşılmadığı gibi mantık çerçevesinde de kabul edilemez niteliktedir. Bu haseple insanların fiziksel ve zihinsel marazları ile yaşamsal ihtiyaçlara duydukları susamışlık; müjdelenmek suretiyle kadere atfedilmekte, insanların temiz ve saf duygularında bir mükâfata eş koşularak ahiretle karşılıklandırılmak istenmektedir.

 

Dünyada yaşanılan ve yaşatılan sorunların ve badirelerin üzeri; “Allah vergisi”, “sabrın getirisi”, “cennet kapılarının anahtarı” gibi izahatlarla örtbas edilmekte, böylece hayat adeta cehenneme dönüştürülmektedir. Yine maalesef hüküm ve yetki sahiplerinin mükellefiyetleri de bu yol üzerinden giderilmeye çalışılmaktadır.

 

Sorumlu halktır. Sorumlu ailedir. Ve sorumlu; kaderini tercihinden bihaber, fiziksel ve zihinsel yönden marazlı, yaşama tutunma çabası veren, özel ihtiyaçlı doğan yahut sonradan bu hâle gelen bireydir.

 

İrademiz dışında vuku bulan her şeyde elbette bir hikmet ve hayır vardır. Ancak yaşananların gelişimi aynı zamanda bizlerin irade ve tasarrufuna da bağlıdır. Bu maksatla kişinin yaşamla olan müktesebatını, yaşam sevincini, azmini ve mücadelesini güçlendirmek adına atılan her adım; belli bir ölçü ve disiplin içerisinde, evrensel değerlere yahut İlahi rızaya dayandırıldığında bunda kötülük aranmaksızın sergilenen tavır caiz görülebilir. Ancak burada da asıl hüküm, söz sahibini sorumlu tutar.

 

Ezcümle; Tanrı adına tebliğ ve teskin eden kişi, hayatı imar ve ihya etmekle yükümlüdür.

 

Terminolojide “ihya”nın kökeni “hayâ”dır. Hayâ ise huydan ve “Hayy” isminden gelir. Hayy; dirilten, canlandıran anlamındaki en güzel esmâlardan biridir. Bu itibarla “Emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker”, yani “İyiliği emredin, kötülükten sakındırın” hadisi tam bir tabiiyet gerektirir. Şayet kişide bu kutsî hadise gerçek bir bağlılık yoksa, o vakit davranış ve ahlakında riya vardır. Riya ise bağışlanması mümkün olmayan günahlardandır. Allah ile aldatan kişiden daha zalim kim olabilir?

 

Görüşüme göre Cenab-ı Allah insanı kendi nurundan yaratmış; ona bilmediklerini bildirerek, eşyanın hakikatini öğreterek yaşamı, sosyal düzeni, evreni ve istikbali anlamlandırma kudreti vermiştir. Yeryüzünü felahla imara açmış; sosyal adaletin, barışın, huzurun ve sükûnun yayılmasını tembihlemiştir. Fitnenin, aykırılığın ve bozgunculuğun mezalimini ise kati surette yasaklamıştır. Sevgi, kardeşlik, toplumsal birlik ve beraberlik, dayanışma, yardımlaşma ve sosyal paylaşımın önemini hassaten vurgulamıştır.

 

Yeryüzünde barışı yaymak hepimizin ortak sorumluluğudur. Barış; Arapçada “sulh” demektir ve kökeni “salâh”tır. Salâh; iyileşme, düzelme ve ahlaken iyi olma anlamına gelir. Sulh kelimesinin bir diğer manası ise anlaşmadır. Anlaşmanın yolu barıştan geçer; barışa ise ortak anlayış ile kavuşulur.

 

Demem o ki sayın okur; hayatı güzelleştirme ve herkesin faydasına sunma yolunda atılan adımlar, karşımızdaki birey/bireylerin yükünü paylaşmak ve hafifletmek için gösterilen her çaba; kendi iyiliğimize, toplumsal huzura ve ortak geleceğimize atılmış kalıcı imzadır.

 

Ancak görmezden gelen, “gemisini kurtaran kaptan” anlayışıyla yalnız günü kurtarmaya çalışan her yaklaşım; kendi özümüze ve geleceğimize yönelik işlenen birer kazıktır.

 

Bugün kısa ve uzun vadeli erdemli yaşamın getirilerini düşündüğümde şu kanaate vardım:

 

“İyi olmaktan ne hayır gördüm?” dedim kendim.

Fakat kötülükten gördüğüm zararı da inkâr edemedim.

 

Onun için, Allah'ın elçisi Hz. Muhammed'in deyimiyle yineliyorum:

 

“Başkasının derdiyle dertlenmeyen ve kendinden başkasını görmeyen bizden değildir.”

 

Biz kim miyiz?

 

Onu zaman gösterecek.

 

Can Ahmet Vural

16.05.2026.6


PAYLAŞ
REKLAM ALANI 11