KAMUDA KOTA/ADALET ENGELİ
SOSYAL DEVLETİN SINAVI: ENGELLİ HAKLARINDA RASYONEL AKIL VE TOPLUMSAL BARIŞ ÇAĞRISI
Can Ahmet VURAL
Yazar & KASDER Bursa Şubesi Başkan Yardımcısı
15 Mart 2026 - Bursa
Ülkemizde son dönemde engelli haklarını ilgilendiren hukuki süreçler ve Meclis gündemindeki yeni düzenlemeler, sadece bir grubu değil, Türkiye’nin sosyal dokusunu ve toplumsal barışını doğrudan ilgilendirmektedir. Anayasa Mahkemesi’nden dönen “gelir kriteri” kararı ve kamuoyunda tartışılan “1000/1” istihdam kotası değişikliği üzerine şunu açıkça ifade etmeliyim: Aslında hukuki düzlemde henüz kaybedilmiş veya kazanılmış bir dava yoktur; ancak o özlemini duyduğumuz bilinç, büyük bir uyanış ve sarsılmaz bir birliktelik artık vardır!
Ben ümitvarım. Sağlam rehberlik ve referansla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) bu maçı alırız; ancak işler o raddeye varmamalı.
En Masum Kurbanlar: Çocuklar ve Engelliler
Tarihin her sayfasında ve bugün dünyanın her köşesinde gördüğümüz acı bir gerçek vardır: Savaşların, ekonomik krizlerin ve toplumsal kaosların en savunmasız, en masum kurbanları daima çocuklar ve özel ihtiyaçlı bireylerdir. Bu kesimlerin haklarını korumak, sadece bir “sosyal yardım” meselesi değil, aynı zamanda bir medeniyet ve barış nöbetidir. Sosyal devleti zayıflatmak, bu en hassas kitleyi fırtınanın ortasında korumasız bırakmak demektir.
Fonlar Sadece Korunmamalı, Geliştirilmeli ve Büyütülmelidir
T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesindeki engelli fonlarının varlığı kıymetlidir; ancak bugün bu fonların modern ihtiyaçlara göre revize edilmesi, geliştirilmesi ve rasyonel bir akılla büyütülmesi hayati bir zorunluluktur. Engelli bireye ayrılan pay, bir mali yük değil; bireyi üretime katarak toplumsal refahı artıran bir “insani yatırım” fonudur. Fonların etkin yönetimi, engelliyi ailesine mahkûm etmeden onuruyla yaşatacak seviyeye çıkarılmalıdır.
İstihdam Yasası: Sosyal Barışın Pimini Çekmeyin!
Kamuda engelli kotasını daraltacak düzenlemeler, işsizliği kronik hale getirecektir. İşsizliğin olduğu yerde huzurdan ve güvenden söz etmek mümkün değildir. Maazallah, bu durum huzur ortamını bozmakla kalmaz, insanların devlete olan güvenini sarsarak onları “üçüncü yollar” aramaya ve sisteme karşı mevzilenmeye iter.
Hükûmet Tepkilerin Odağı Değil, Çözümün Öncüsü Olmalıdır
Arzumuz; hükûmetimizin sosyal politikaların bayraktarlığını hakkınca üstlenmesi, mazlumların sesi olmaya devam ederek toplumda kutuplaşmayı tetikleyen değil, dindiren bir sekinet, emniyet ve güvenilir liman olma anlayış ve kararlılığını sürdürmesidir.
Yanlış hesaplanan kotalar ve katı gelir kriterleri, hükûmeti tepkilerin odağı haline getirme riski taşımaktadır. Oysa devletin asli görevi, vatandaşıyla mevzileşmek değil, vatandaşının önündeki mevzileri ve engelleri bertaraf etmektir.
Yol Arkadaşlarımıza Çağrı: Mücadele Şimdi Başlıyor!
AYM kararı bir son değil, bir milattır. Bu süreç, ülkemizde hak savunuculuğu yapan tüm sivil toplum kuruluşlarını ve bireysel hak mağdurlarını bir araya getirerek bir dayanışma dalgasına mutlak dönüşecektir.
Buradan tüm dostlara ve hak mücadelesine gönül veren arkadaşlarımıza sesleniyorum: Yılmak yok, durmak yok! İç ve dış hukuk yollarını sonuna kadar zorlamak, rasyonel taleplerimizi her platformda haykırmak için birleşelim.
Bizim zihnimizin tekerlekleri yoktur ama irademizin aşamayacağı hiçbir engel de yoktur. İnsan onuruna yakışır bir yaşam forumu inşa edilene, engelsiz yaşam fonları hakkaniyetle geliştirilene ve haklarımız güvence altına alınana kadar bu mücadeleyi omuz omuza, sonuna kadar sürdürelim!
Unutulmasın ki; bir toplumun huzur ve güven seviyesi, en güçlü olanıyla değil, en savunmasız olanına — çocuğuna ve engellisine — verdiği değerle ölçülür.
PAYLAŞ